Kâbuslar buharlaşmaz

Agos, 28 Ağustos 2009

Kâbusları, karabasanları ne yapacağınızı bilemezsiniz. Dehşetin nereden geleceği belli değildir, kendinizi ondan nasıl sakınacağınız hakkında fikriniz yoktur, kötülüğün hangi raddelere erişebileceğini tahayyül edemezsiniz.

Kurtulamadığınız, sürekli görmekten kaçamadığınız kâbuslar, bir tür delilik haliye yaşamanızın nedenidir.

Diyarbakır Cezaevi, koca bir halkın en karanlık kâbusudur.

*

12 Eylül 1980’den sonraki birkaç yıl içinde orada onlarca kişi katledildi, işkence nedeniye sakat kaldı, ruhsal dengesini yitirdi.

Genelkurmay Başkanlığı, şikâyetlerin ayyuka çıkması üzerine 2 Nisan 1984’te bir açıklama yayımlamış ve Diyarbakır Cezaevi’yle ilgili olarak, bakın hangi yüce tespitlerde bulunmuş: “53 ölüm olayına rastlandığı, bu ölüm olaylarında 14 kişinin kendini astığı ve yaktığı, 23 kişinin çeşitli hastalıklardan öldüğü, 7 kişinin ölüm orucu ve açlık grevinde öldüğü, 7 kişinin işkencede öldüğü bazı münferit hadiseler dışında işkence olaylarının olmadığı...”

Bunca münferit hadisenin münferiden yaşandığı Diyabakır Cezaevi, 12 Eylül zulmünün ilk günlerinden bu yana, Kürtlerin en dehşetli kâbusu oldu.

Orada insanlara bok yedirdiler, orada insanlara deterjan yedirdiler, orada insanları hayalarından astılar, orada insanların kanlarını yemeklere kattılar, orada insanlara cop soktular, o copları başka insanlara yalattılar, insanları çivili sopalarla dövdüler, insanların dişlerini döktüler, okuma yazma bilmeyenlere onlarca marşı, Gençliğe Hitabe’yi işkence zoruyla öğrettiler.

Orada, aklın alamayacağı, tahayyül ve tahammül sınırlarını darmaduman eden kötülükler icat ettiler.

Orada, insanlık onurunu yenmeye, ayaklar altına almaya çalıştılar. Diyarbakır’da, Türkiye’nin Auschwitz’ini yarattılar.

*

Geçtiğimiz hafta, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, Diyarbakır Cezaevi’nin Ergani’ye taşınacağını, Bağlar’da bulunan cezaevi binasının yerine ilköğretim okulu, lise ve Anadolu Lisesi yapılacağını açıkladı.

Bakan Eker’in sözleri, Diyarbakır Cezaevi’nin mağdurları arasında büyük tepki uyandırdı. Bianet’ten Bawer Çakır’a, “yaşanan bütün işkencelerin, kötü muamelenin ve ölümlerin hem tanığı hem de mağduru” olduğunu söyleyen Hamit Kankılıç mesela, “Özelde Kürtlerin, geneldeyse toplumun vicdanında ve gönlünde yaralar açan ve derin izler bırakan Diyarbakır Cezaevi, bir daha böyle acıların yaşanmaması için utanç müzesi olsun” diyordu.

Dicle Haber Ajansı’nın haberine göre, küçük bir çocuk, “Babamın işkence gördüğü yerde okula gitmem” diye isyan ediyordu.

‘Demokratik Açılım’, ancak muhataplarının sesini duyarsa gerçek bir açılım olabilir. Kürtlerin kâbusu bir anda buharlaşmayacağına göre, Diyarbakır Cezaevi de buharlaştırılamaz.

Hiç yorum yok: