BBBTY

http://bizbaskabirturkiyedeyasiyoruz.blogspot.com/


Bedros Şirinoğlu’nun Açıklamaları Hakkında
Biz başka bir Türkiye’de yaşıyoruz


Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı Başkanı Bedros Şirinoğlu’nun 26 Mart 2010’da, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la yaptığı görüşmeden sonra verdiği beyanatı büyük bir ibret duygusuyla izledik. Kamuoyunu yanlış bilgilendiren bu beyanatın pek çok noktası açıklanmaya muhtaçtır.

Şirinoğlu “Cemaat Başkanı” değil

Bedros Şirinoğlu, Başbakanlık Basın Merkezi günlük programında belirtildiği gibi “Ermeni Cemaati Başkanı” değil, Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı Başkanı’dır. Toplumu temsil etmek ve siyasi konularda bizler adına görüş beyan etmek, vakıf yönetiminin yetki alanına girmez. Bu nedenle, Şirinoğlu’nun açıklamaları kendisini bağlar, Ermeni toplumunu değil. Kamuoyunu yanıltanların, bu yanlışı düzeltmesini bekliyoruz.

Vakıf malları hâlâ iade edilmiyor

Surp Pırgiç Vakfı yöneticileri, yıllar önce devlet tarafından gasp edilmiş olan sekiz mülkün iadesi nedeniyle teşekkür etmek için Başbakan’dan randevu almış olsa da, cemaat vakıflarının gasp edilen mallarıyla ilgili sorun hâlâ bütünüyle çözülmüş değildir. Bu konuda atılan adımların son derece yetersiz ve samimiyetsiz olduğu, konunun uzmanları tarafından sıkça dile getirilmektedir. (Son dönemde, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün, cemaat vakıflarının devletin el koyduğu mülklerinin iadesi için yaptığı 1410 başvurunun sadece 96’sını onaylamış olması, durumun vahametini gösterir.)

Bizlerin Türkiye gerçekliği farklı

Şirinoğlu’nun, “Ermeniler Türkiye’de güven içinde hissediyorlar. Türkiye’de yaşayan bir Ermeni’den bir şikâyet duydunuz mu? Var mı? Var mı?” soruları karşısında, “Biz herhalde başka bir Türkiye’de yaşıyoruz!” diye düşünüyoruz. O kendisini güvende hissediyor olabilir, ama Türkiye’de yaşayan Ermenilerin kendilerini güvende hissettiği, bir yalandır. Ermeniler bu ülkede ırkçılığa, ayrımcılığa maruz bırakılıyor, uluslararası ilişkilerde pazarlık unsuru olarak kullanılıyor ve toplumun geniş kesiminde keskin bir Ermeni karşıtlığı halen devam ediyor. Şirinoğlu’ndan, üç yıl önce Hrant Dink’in nasıl katledildiğini ve cinayetin ardındaki gerçek güçlerin bulunması için hiçbir gerçek adımın atılmadığını hatırlamasını ve bunu Başbakan’a da hatırlatmasını beklerdik.

Hafifsemek değil, geçmişle yüzleşmek

1915’te yaşananların bir “arkadaş kavgası” olarak nitelendirilmesini, 20. yüzyıl başında 1,5 milyondan fazla olan Ermeni nüfusunun dünyanın dört bir yanına dağılmak zorunda kalmasıyla ve Türkiye’de de 60 binlerin altına düşmesiyle sonuçlanan, insanlığa karşı işlenmiş büyük suçun hafifsenmesini, üzerinin örtülmeye çalışılmasını kınıyoruz. Adaletin yolu, geçmişin üzerini örtmekten değil, onunla yüzleşmekten geçer.

Amaç telafiyse yolu belli

Bu buluşmanın, Başbakan’ın 100 bin Ermenistanlıyı sınır dışı etme tehdidinden kısa bir süre sonra gerçekleşmesi, Şirinoğlu’nun “Başbakan’ı biz yanılttık” sözleriyle özür dilemesi, bizlere, bütün bunların, iktidarın dünya kamuoyunu etkilemeye yönelik bir telafi gösterisinin parçası olduğunu düşündürüyor. Hangi milletten olursa olsun, bu ülkede yaşam mücadelesi veren göçmenlerin ülkelerine gönderilmekle tehdit edilmesi ahlak dışıdır. Bu sözlerdeki asıl hata sayı olmadığı gibi, bunu düzeltmek de Başbakan’ın kendisine düşer. Biz, bu ülkede emanet veya rehine değil, eşit vatandaş olarak yaşamak isteyen Ermeniler, Başbakan’ı sarf ettiği sözlerden ötürü kınıyor ve Bedros Şirinoğlu’nun açıklamalarına hiçbir şekilde katılmadığımızı duyuruyoruz.

1 yorum:

sefer dedi ki...

1970'lerin ortasıydı. Ben o zamanlar 14 yaşında falandım. Toprağı bol olsun sizin eski patrik Kalutsyan her zaman olduğu gibi bir Asala saldırısı sonrasında gazetecilere dert anlatıyordu. Gayet kibar bir şekilde sorulara cevap veriyordu. Sonra bir an bir şey oldu. Sorulan bir soruya mı kızdı, yoksa hep aynı şeyleri tekrar etmenin neticesinde bıkkınlığını mı gösterdi nedir. Bir an yüzü asıldı, "buna cevap vermiştim" mealinde bir şeyler söyledi. Çok kısa süre sonra mülakat kaldığı yerden devam etti. Ama ben çocuk halimle patrikteki o bıkkınlığı ve çaresizliği fark etmiştim.

Herhalde malum olmuştur bana. Ya da çocuklar bile tüm o samimiyet görüntüsü altındaki bıkkınlığı ve çaresizliği fark edebiliyordur. Çiğnenmiş bir sakız gibi "Bizim Ermenilerimiz canımız ciğerimizdir, Ermenistan'ı da nasıl olsa kafakola alırız, ama diasporadakiler kakadır" şiarını benimsemiş Türk milli görüşünün insana ne kadar bıkkınlık verdiği ve baydığı sarsılmaz bir gerçek olarak hala ortada duruyor.

Allah sabır versin sizlere ve bizlere. Daha alıncak çok yol var.