CHP'nin evi

Agos, 28 Mayıs 2010

CHP’nin ne olup olmadığını anlamak istiyorsanız, onun evine bakın. Genel merkez binasına.


Gözünüze mutlaka bir yerlerde çarpmıştır, mutlaka bir fotoğrafını görmüşsünüzdür, Ankara Söğütözü’ndeki o yapı, “Cumhuriyet’in ve Atatürk’ün partisinin” bilinçaltındakiler hakkında o kadar çok şey söylüyor ki bize. Bir sürü şey olma iddiasındaki, gerçekten de bir sürü şey olan, ama aslında pek de bir şey olmayan, olduğu şeyle de, devasa bir absürtlük abidesinden başka bir şey olmayan bir yığın. Katman üstüne katman, mesaj üstüne mesaj…

Kurulduğu günden bu yana bütün Türkiye’yi temsil etme iddiasında olan, her dara düştüğünde, “Gel vatandaş, gel, sen de gel!” çığlığına sarılan, ama her nedense vatandaşına bir türlü güvenemeyen bir siyasi partinin; büyüklük taslayan, hava atan, ama bir yandan da, büyüklük taslayanların, hava atanların pek çoğunda görülen bir kofluğa sahip bir siyasi partinin binası. Tüm zamanların çorbası.

Devletimiz katında pek muteber ve de muhterem Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu yeni genel merkez binası, daha birkaç yıl önce, 2006’nın 19 Mayıs’ında açıldı. O tarihten iki gün önce yaşanan Danıştay saldırısı nedeniyle, yapılması planlanan görkemli açılıştan vazgeçilmiş, daha mütevazı bir tören gerçekleşmişti. Yapılamayan o “görkemli” açılışta sunuculuğu oyuncu Cem Davran yapacak, Sabahat Akkiraz, Yıldız İbrahimova, Ferhat Göçer ve İbrahim Tatlıses konser verecekti. Sabahat Akkiraz, Yıldız İbrahimova, Ferhat Göçer ve İbrahim Tatlıses… ?u kimyaya bakar mısınız?

8 bin 700 metrekarelik arsa üzerine kurulu ve kullanım alanı 27 bin 400 metrekare olan bu yapı, “akıllı bina” olarak nitelendirilen bir teknolojik donanıma sahipmiş. Merak ediyorsanız, http://www.chp.org.tr/sanaltur/index.html adresinde bir sanal tur atabilir, Atatürk portreli, altıoklu, Nuri İyem tablolu, dev ekran televizyonlu ve azıcık da kitaplı Genel Başkan odasında dolanabilirsiniz. CHP bize işte bu kadar yakın.

Ama içeri girmeden, gelin şöyle dışardan bir göz atalım binaya.

Zeminden yükselen, tuğla rengi sıra katlar, Cumhuriyet’in ilk yıllarını, kuntluğu, otoriterliği simgeliyorsa eğer, herhalde girişin yanı başındaki dairesel blok da, partinin tarihsel sıfır noktasını, İttihat-Terakki Merkez-i Umumi’sini anımsatıyor olmalı.

Eğer, onun üstündeki tek katlı sözüm ona ferah teras, 1946’da çok partili hayata lütfen geçişi anlatıyorsa, onun bir yanına saplanmış gibi görünen eğimli kütle, 1950’de, Demokrat Parti karşısında yaşanan seçim hezimeti olmalı mutlaka.

Daha yukardaki beşli şerit, memleketin yediği beş vurgunu söylüyor olsa gerek. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül askeri darbeleri (“ihtilal” diyenler de vardır o binanın içinde), 28 ?ubat post-modern darbesi ve 27 Nisan e-muhtırası... Hiza, nizam, intizam.

Sonrasında ise, Ankara’nın ortasında denize nazır bir konak edasıyla duran iki kat geliyor sanki. “Ayşe’nin tatile çıktığı” Kıbrıs ellerinin iyot kokusu geliyordur orada kimilerinin burnuna hâlâ, Karaoğlanlı o heyecanlı günlerin nostaljik hatırası eşliğinde... Hem şair hem devlet adamı, hem halkçı hem de başkomutan Ecevit’in takaları geçiyordur oradan, allı yeşilli…

Onun üstüne ise kaçak yapılaşma, plansız kentleşme, gecekondu ve rant katı çıkmışlar. Oturmamışlık, yerini bulmamışlık, olmamışlık… Müteahhitlerin partisine yakışır bir finiş.

Ve en nihayet, tepedeki o küçük CHP tabelası da, bu devasa ama düşünemeyen “akıllı” binanın, minicik, gülünç mü gülünç beyni olsa gerektir.

Binanın üzerine konmuş gibi görünen o UFO’vari yuvarlak cisim konusunda ne demek gerektiğini bilemedim. Belki, CHP’nin halktan olmayan, elitist, öteden olduğunu gösteren, muasır medeniyet seviyesinin bile ilerisine giden en hakiki damarını simgelesin diye yerleştirilmiştir oraya. Mükemmel bir buluş! O garip cismin, daha açılış zamanından, Amerikan başkanlarının meşhur çalışma odasına göndermeyle “Oval ofis” diye adlandırılması da herhalde, Nostradamus’a layık bir kehanettir. Bill Clinton’ın kulakları çınlasın, Monica Lewinski’yle bir videosu olmadığından, görevde kalabilmişti… Amerikan istihbaratı Türk istihbaratıyla hiç aşık atabilir mi canım!

1 yorum:

Halil dedi ki...

Çok güzel yazmışsınız, çok güldüm. Gerçekten o tabak biçimli yuvarlak nesne, binaya saplanan UFO gibi görünüyor.