Devletin tarihçileri birkaç yıl öncesine kadar 1922’de İzmir’i Yunan ordusunun ateşe verdiğini söylüyordu. Ancak son yıllarda, Ermenileri de işin içine katmaya, hatta kundakçılıkta başrolü onlara vermeye doğru bir yönelim gözleniyor.
Halbuki bizler İzmir’in 9 Eylül’de ‘kurtulduğunu’ biliyoruz; Büyük Yangın ise 13 Eylül’de, yani kent bütünüyle Türk güçlerinin kontrolüne geçtikten sonra başladı.
Resmi tarihçiler bu dört günlük farkı görmezden gelip, manipülatif birtakım bilgilerle, suçu Yunanlılara ve Ermenilere yüklüyor. Halbuki ilgili kaynaklar biraz karıştırıldığında, şehri ateşe verme emrinin Nurettin Paşa’dan geldiği hemen görülüyor.
Bu bilgiye ulaşmak için fazla uzaklara gitmeye gerek yok. Olayların tanığı ve Atatürk’ün yakın dostu Falih Rıfkı Atay’ın ‘Çankaya’ kitabındaki itirafı, anlamak isteyenlere zaten çok şey anlatıyor:

Ermeni mahallesi Haynots gerçekten de, 19. yüzyıldaki büyük bir yangınla yerle bir olduktan sonra, modern bir şehircilik anlayışıyla, geniş sokaklar ve görkemli taş binalarla yeniden inşa edilmiş Avrupai bir yerleşim yeriydi.
O karanlık günleri yaşayanlardan, Haynotslu Garabed Haçeryan, Türkçeye de çevrilen güncesinde, yangını kimin çıkardığına dair ilginç bir tanıklık aktarır:
“Haynots yönünden dev bir duman bulutu yükseliyor. Çatı katından dumanı seyrediyoruz. (…) bazıları, Haynots’un ateşe verildiğini söylüyor. (...) Yangının birkaç yerden aynı anda kasten çıkarılmış olduğu çok açık. (...) Çalgıcı Başı’na giden geçitte, bana doğru yaklaşan bir Türk görüyorum, bana, ‘Biz lazım olanı yaptık, siz geri dönün’ diyor. Kundak işinde faal bir rol oynadığı açık olan Türk beni kendilerinden sanıyor ve bana ileri gitmememi, geri dönmemi tavsiye ediyor.”
Falih Rıfkı’nın ve Haçeryan’ın yazdıklarını doğrulayan pek çok anı, bilgi ve belge, resmi tarihin İzmir Yangını anlatısının, asıl sorumluları temize çıkarma yönündeki bütün benzer iddialar gibi kof bir yalan olduğunu gösteriyor bizlere.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder